Anarşizm Nedir?
Anarşizm,
anarşiyi, yani "efendinin, hükümdarın olmamasını" (P.J.
Proudhon, Mülkiyet Nedir ?) amaçlayan politik bir kuramdır. Diğer bir
deyişle, anarşizm bireylerin birbirleriyle eşitler olarak özgürce işbirliği [ing.
co-operation] içinde olabileceği bir toplum yaratmayı amaçlayan politik bir
kuramdır. Böylece, anarşizm gerekli olmadıkları gibi, [aynı zamanda da] bireye
ve onların bireyselliğine zararlı olan tüm hiyerarşik kontrol biçimlerine
--ister devletin isterse kapitalist olsun--- karşı çıkar.
Anarşist L. Susan
Brown'un sözleriyle:
"Anarşizmin genel algılanışı şiddetli,
Devlet-karşıtı bir hareket [olduğu] iken; anarşizm hükümetin gücüne [karşı]
basit bir başkaldırının ötesinde, çok daha incelikli ve nüanslı [olan] bir
gelenektir. Anarşistler iktidar ve hükmetmenin [ing. domination, tahakküm]
toplum için gerekli olduğu fikrine karşı çıkarlar; ve bunun yerine daha
işbirlikçi, hiyerarşi karşıtı toplumsal formları, politik ve ekonomik örgütleri
savunurlar."
Ancak,
"anarşizm" ve "anarşi" şüphesiz politika kuramında en fazla
yanlış temsil edilen kavramlardır. Genel anlamda "kaos" veya
"düzensizlik" kelimeleri ile eş anlamlı tutularak,
anarşistlerin toplumsal kaos ve "orman kanunu"na geri dönüşü
arzuladıkları belirtilir.
Bu yanlış
temsiliyet (anlamlandırma) sorunu tarihsel bir paralellik gösterir. Örneğin,
tek adam egemenliğinin (monarşinin) gerekli olarak görüldüğü hükümetlerin
bulunduğu ülkelerde de zamanında "cumhuriyet" veya "demokrasi"
gibi kavramlar, aynen "anarşi" kavramı gibi
değerlendirilmişlerdir; yani düzensizlik ve karmaşayı temsil etmek için
kullanılmışlardır. Halihazırdaki durumun [lat. status quo] devam
ettirilmesinden belirgin çıkarı olanların, mevcut sisteme karşı çıkanların
pratikte işlerliklerinin olamayacağını öne sürmeleri gayet normaldir; [onlara
göre] yeni toplumsal yaşam biçimi ancak kaos'a yol açabilir. Ya da Errico
Malatesta'nın ifade ettiği üzere:
"Hükümet'in gerekli olduğuna ve hükümet
olmadan ancak düzensizlik ve karmaşa olacağına inanılırsa; doğal ve mantıksal
olarak, hükümetin olmamasını önemle vurgulaması açısından, anarşinin düzenin
yokluğu anlamına gelmesi gerekir." (Anarşi, s. 12).
Anarşistler,
"anarşi" kavramının bu "genel sezgisel" [ing.
common-sense] algılanışını değiştirerek, insanların hükümet ve diğer tüm
hiyerarşik toplumsal ilişkilerin zararlı ve gereksiz olduklarını görmelerini
arzularlar.
"Kanaatları değiştirin, toplumu hükümetin
sadece gereksiz olduğuna değil, [bunun da ötesinde] aşırı [ölçüde] zararlı
olduğuna ikna edin; işte o zaman, sadece hükümetsizlik anlamına gelmesi
nedeniyle anarşi kelimesi herkes için [şu anlama gelecektir]: doğal düzen,
insanoğlunun ihtiyaç ve çıkarlarının uyumluluğu, tam dayanışma içinde tam bir
özgürlük" (aynı yer (a.y.), s. 12-13).
Bu
SSS, anarşizm ve anarşinin anlamı bağlamında sahip olunan genel düşünceleri
değiştirme sürecinin bir parçasıdır.
A.1.1 "Anarşi" Ne
Anlama Gelir ?
Yunanca kaynaklı
olan "anarşi" kelimesi, "olmaksızın", "-sız",
"...-in isteği", "...-in yokluğu"
ya da "...-in olmaması"anlamlarını veren a öneki
ile, "yönetici", "şef", "hükmeden",
"komutan" anlamına gelen archos kelimesinin
birleşiminden oluşur. Ya da Peter Kropotkin'in ifade ettiği üzere, Anarşi,
"otoritenin karşıtı" anlamına gelen Yunanca kelimelerden
kaynaklanır (Kropotkin'in Devrimci Broşürleri, s. 283).
Yunanca anarchos
ve anarchia kelimeleri genellikle "hükümetin olmaması"
veya "hükümetin olmaması hali" anlamlarında ele alınırken;
görüldüğü üzere, anarşizmin asıl anlamı basitçe "hükümetsizlik"
değildir. "An-archy", "hükmedenin olmadığı"
veya daha genel bir ifade ile "otoritenin olmadığı" anlamına
gelir; ve bu anlamda anarşistler tarafından kullanılmaktadır. Örneğin,
Kropotkin'in [şunu] öne sürdüğünü görürüz; anarşizm, "sadece sermayeye
değil, kapitalizmin asıl güç kaynağına: [yani] hukuk, otorite ve Devlete
saldırır" (Op.Cit., s. 150). Anarşistlere göre, anarşi
[kelimesi] "genelde varsayıldığı üzere düzenin yokluğu anlamına gelmez,
idarenin olmaması [anlamına gelir]" (Benjamin Tucker, Kitap Yerine,
s. 13). David Weicks mükemmel bir şekilde özetliyor:
"Anarşizm, tüm iktidar [güç],
hükmetme, hakimiyet ve hiyerarşik bölünmelerin yadsınması ve [tüm] bunların
sona erdirilmesi arzusunu ifade eden, ve geniş kapsamlı bir toplumsal ve
politik fikir olarak anlaşılabilir. ... Bu nedenle, (her ne kadar) hükümet
(devlet) ... gayet uygun bir şekilde anarşist eleştirinin ana odağı olsa
da, ... anarşizm devletçilik-karşıtlığından daha öte bir şeydir" (Anarşiyi
Yeniden Keşfetmek, s. 139).
Bu
nedenle, anarşizm tamamen hükümet-karşıtı, devlet-karşıtı olmaktan ziyade hiyerarşi'ye
karşı olan bir harekettir. Neden? Çünkü, hiyerarşi otoriteyi içeren kurumsal
yapıdır. Devletin hiyerarşinin ulaşmış olduğu en ileri biçim olması nedeniyle
anarşistler tanımsal olarak devlet karşıtıdırlar, ancak bu tek başına
anarşizmin yetersiz bir tanımlaması olur. Bu demektir ki, gerçek
anarşistler sadece devlete değil, [aynı zamanda] tüm hiyerarşik örgütlenme
biçimlerine karşı çıkarlar. Brian Moss'un sözleriyle:
"Anarşi terimi Yunancadan gelmektedir, ve
temel olarak 'yöneten [ing. ruler] olmaması' anlamına gelir. Anarşistler,
hükümet veya zorlayıcı yetke [otorite] biçimlerini, tüm hiyerarşi ve tahakküm
biçimlerini reddeden insanlardırlar. Bu nedenle, onlar Meksikalı anarşist
Flores Magon'un 'karanlık kutsal üçlü' olarak adlandırdığına --devlet, sermaye
ve kiliseye-- karşı çıkarlar. Anarşistler, böylece hem devlete hem de
kapitalizme ve de tüm dinsel yetke biçimlerine karşı çıkarlar. Ama anarşistler
aynı zamanda da çeşitli araçlarla anarşi durumunu; yani zorlayıcı kurumların
olmadığı bir merkezsizleşmiş toplumu, gönüllü birliklerin federasyonu
aracılığıyla örgütlenecek bir toplumu kurmayı veya ortaya çıkarmayı amaçlarlar"
("Anthropoloji ve Anarşizm", Anarchy: A Journal of
Desire Armed, sayı 45, s. 38).
"Hiyerarşi"ye
bu bağlamda referans vermek oldukça yeni olan bir gelişmedir; Proudhon, Bakunin
ve Kropotkin gibi "klasik" anarşistlerin bu sözcüğü
kullanmadığını görüyoruz (onlar genellikle "otoriter"in
kısacası olan "otorite"yi tercih ediyorlardı). Ama
yazılarından açıktır ki, onların yaptıkları da aslında hiyerarşiye, bireyler
arasındaki ayrıcalıklara ve güç dengesizliklerine karşı olan bir felsefedir.
Bakunin de"resmi" otoriteye saldırıp "doğal etkiyi"
savunurken bundan bahsetmektedir, şöyle der:
"Hiç kimsenin bir başkasını baskı altına
almasının imkansız hale gelmesini mi hedefliyorsun? Öyleyse hiç kimsenin güce
[iktidara, erke] sahip olmamasını sağlaman gerekir" (Bakunin'in
Siyasi Felsefesi, s. 271).
Jeff
Draughn'un belirttiği üzere, "her zaman 'devrimci projenin' gizli bir
parçası durumundayken; hiyerarşi-karşıtı genel kavramı son zamanlarda oldukça
göz önüne çıkmıştır. Ama, aslında bunun kökleri Yunanca 'anarşi' kelimesinde
açıkça görülebilir." (Jeff Draughn, Anarşizm ve Liberteryanizm
Arasında: Yeni Hareketi Tanımlamak).
Anarşistler için
hiyerarşiye karşı çıkmanın sadece devlet veya hükümetle sınırlı olmadığını
vurguluyoruz. Bu [hiyerarşiye karşı çıkma], tüm otoriter ekonomik ve toplumsal
ilişkileri olduğu gibi, --özellikle kapitalist mülkiyet ve ücretli emekle
ilgilileri olmak üzere-- politik [ilişkileri] de içerir. Bu Proudhon'un şu
argümanından görülebilir: "Sermaye ... politik alanda hükümet
ile paraleldir ... Kapitalizmin ekonomik fikri ... (ve) hükümet veya otorite
politikası ... birbirinin eşidir, ... (ve) çeşitli şekillerde [birbirleriyle]
bağlantılıdırlar. ... Sermayenin emeğe karşı yaptığını, ... Devlet de özgürlüğe
karşı (yapar) ..." (Max Netlau tarafından alıntılanmış, Anarşizmin
Kısa Tarihi, s. 43-44). İşte bu nedenle, Emma Goldman'ı insanların
emeklerini satmalarını içeren ve böylece de "işçilerin iradelerinin ve
yargılarının efendinin arzusuna tabi kılınmasını" sağlayan kapitalizme
karşı çıkarken buluruz (Kızıl Emma Konuşuyor, s. 36). Bakunin
halihazırda geçerli olan sistemde, "işçilerin belirli bir zaman
zarfında (ücret karşılığında kapitaliste) kişiliğini ve özgürlüğünü sattığını"
yıllarca önce söylerken, aynı noktayı vurguluyordu (Op.Cit., s. 187).
Bu nedenle,
"anarşi" sadece "hükümet olmaması"ndan daha
fazlasıdır; tüm otoriter örgüt ve hiyerarşi biçimlerine karşı çıkmak demektir.
Kropotkin'in sözleriyle, "toplumun anarşist algısının kökeni, ...
hiyerarşik örgütlenmelerin ve toplumun otoriter görüşlerinin eleştirisinde; ve
de ... insanoğlunun ilerici hareketlerinde görülen eğilimlerin analizinde
... (yatar)" (Kropotkin'in Devrimci Broşürleri, s. 158). Bu
nedenle anarşinin yanlızca devlet-karşıtı olduğunu öne sürmek için yapılan
herhangi bir girişim kelimenin ve anarşist hareket tarafından kullanıldığı
şeklin yanlış yorumlanması olacaktır. Brian Morris'in söylediği üzere, "Klasik
anarşistlerin yazıları ... ve anarşist hareketin karakterleri incelendiğinde,
... açıktır ki [anarşizm] bu dar bakışa (sadece devlete karşı olma bakışına)
asla sahip olmamıştır. Daima otorite ve sömürünün tüm biçimlerine meydan
okumuştur, ve devlete olduğu kadar kapitalizm ve dine karşı da eş derecede
eleştirel olmuştur" (Op.Cit., s. 40).
Ve --yanlızca
aşikar olanı belirtmek için-- annarşi kaos demek değildir, ve anarşistler kaos
veya düzensizlik yaratmayı amaçlamazlar. Bunun yerine, biz bireysel özgürlük ve
gönüllü işbirliğine dayanan bir toplum yaratmak istiyoruz. Diğer bir deyişle,
otoriteler tarafından yukarıdan aşağıya [dayatılan] bir düzensizlik değil,
aşağıdan yukarıya doğru [olan] bir düzen [istiyoruz].
A.1.2. "Anarşizm" Ne
Anlama Gelir ?
Peter Kropotkin'in
deyişiyle, Anarşizm "sosyalizmin hükümetsiz sistemidir..." (Anarşist
Komünizm: Temeli ve İlkeleri). Diğer bir deyişle, "insanın insan
tarafından sömürülmesini ve baskı altına alınmasını yıkmak, yani özel
mülkiyetin (yani kapitalizmin) ve hükümetin yıkılması"dır (Errico
Malatesta, "Anarşizme Doğru", Man!'in içinde, editör M.
Graham, s. 75).
Anarşizm, bu
nedenle politik, ekonomik veya toplumsal hiyerarşilerin olmadığı bir toplum
yaratmayı hedefleyen politik bir kuramdır. Anarşistler, hükmedenin olmadığı
anarşinin uygulanabilir bir toplumsal sistem biçimi olduğunu, ve böylece de
bireysel özgürlük ile toplumsal eşitliğin en fazlalaştırılmasına hizmet
ettiğini savunurlar. Özgürlük ve eşitlik amaçlarının karşılıklı olarak
birbirini destekleyen amaçlar olduğunu görürler. Ya da Bakunin'in ünlü alıntısı
ile:
"Bizler Sosyalizm olmadan özgürlüğün
ayrıcalık ve adaletsizlik olduğuna, ve özgürlük olmadan Sosyalizmin kölelik ve
şiddet olduğuna inanıyoruz." (Bakunin'in Siyasi Felsefesi, s.
269)
İnsan
toplumunun tarihi bunu ispatlamaktadır. Eşitlik olmadan özgürlük sadece güçlü
olanın bağımsızlığı anlamına gelirken, özgürlük olmadan eşitlik ise imkansızdır
ve aslında köleliğin gerekçelendirilmesidir.
Birçok farklı
anarşizm çeşitleri varken, bunların özünde daima iki ortak konumlanış bulunur
--hükümete karşı olma ve kapitalizme karşı olma. Benjamin Tucker'ın sözleriyle,
anarşizm, "Devlet'in yıkılmasında ve tefeciliğin yıkılmasında; insanın
artık insan tarafından yönetilmemesi, ve insanın artık insan tarafından sömürülmemesi"nde
ısrar eder (Yerli Amerikan Anarşizmi - Sol Kanat Amerikan Bireyciliği Üstüne
Çalışma'nın içinde alıntı, Eunice Schuster, s. 140). Tüm anarşistler kârı,
faizi ve kirayı tefecilik (yani sömürü olarak) olarak değerlendirir, ve
bu nedenle onlara ve onları yaratan koşullara --hükümet ve Devlet'e karşı
çıktıları kadarr-- karşı çıkarlar.
Daha genel
olarak, L. Susan Brown'un sözleriyle, anarşizm içindeki "birleştirici
bağ", "hiyerarşi ve tahakkümün evrensel olarak suçlanması ve
insan [olan] bireyin özgürlüğü için savaşmaktaki istekliliktir" (Bireyciliğin
Siyaseti, s. 108). Anarşistler için, bir kimse eğer devlete veya kapitalist
otoriteye bağımlı ise özgür olamaz.
Bu nedenledir ki
anarşizm, anarşinin, [yani] "yöneticilerin olmaması" kuralına
dayanan bir toplumun yaratılmasını savunan politik bir kuramdır. Bunu başarmak
için, "tüm sosyalistlerle ortak olarak anarşistler, toprak, sermaye ve
makineler üzerindeki özel mülkiyetin zamanını doldurduğunu, ve yok olmaya
mahkum olduğunu belirterek; üretim için gerekli olan herşeyin toplumun ortak
mülkiyetinde olması gerektiğini ve refahın üreticilerince ortaklaşa yönetilmesi
gerektiğini savunurlar. Ve ... toplumun siyasi organizasyonunun en ideal hali
için gereken koşulların, hükümet fonksiyonlarının en aza indirildiği zaman
sağlanabileceğini savunurlar...(ve) toplumun nihai hedefi hükümetin
fonksiyonlarını tamamen ortadan kaldırmaktır --hükümetsiz topluma, yani
an-archy'e" (Peter Kropotkin, Op.Cit., s. 46)
Böylece, anarşizm
hem olumludur, hem de olumsuzdur. Mevcut olan toplumu inceleyip, eleştirirken;
aynı zamanda --bugünkü sisteminin belli bazı insan ihtiyaçlarını reddetmesinin
aksine onları azamileştirerek-- potansiyel yeni toplum için bir yapı ortaya
koyar.
Bakunin'in "yıkıcı
dürtü yaratıcı bir dürtüdür" sözünden anlaşılabileceği gibi, anarşizm
eleştirel analizi umut ile birleştirir. Bugünkü toplumda nelerin yanlış
olduğunu anlamadan daha iyi bir toplum inşa edilemez.
A.1.3. Neden Anarşizm Liberter
Sosyalizm Olarak da Adlandırılır ?
Pekçok anarşist,
"anarşizm" kavramına yüklenen olumsuz tanımlamayı görerek,
fikirlerinin olumlu ve yapıcı yanlarını vurgulamak için başka kavramlar
kullanmışlardır. Bunlardan en yaygın olanları "özgür sosyalizm",
"özgür komünizm", "liberter [ing. liberatarian,
hürriyetçi] sosyalizm" ve "liberter komünizm"dir.
Anarşistlere göre, gerçekte liberter sosyalizm, liberter komünizm ve anarşizm
birbirlerinin yerine kullanılabilirler.
American
Heritage Dictionary tanımlamalarına bakacak olursak:
LİBERTER: düşünce ve eylemde bulunma özgürlüklerine,
özgür iradeye inanan kişi.
SOSYALİZM: üreticilerin; hem politik
gücü, hem de üretim araçlarını ve malların dağıtımını kontrol ettiği toplumsal
sistem.
Bu
iki tanımı alıp bir araya getirmek ise şuna yol açar:
LİBERTER SOSYALİZM: özgür düşünce, özgür
eylemde bulunma ve özgür iradenin varolduğu; ve üreticilerin, hem politik gücü,
hem de üretim araçlarını ve malların dağıtımını kontrol ettiği toplumsal
sistem.
(Ama
sözlüklerin hala politik yetkinlikten yoksun olduğu şeklindeki genel yorumumuzu
eklemek zorundayız. Biz bu tanımları sadece "liberter"in
"serbest piyasa" kapitalizmi, veya [keza] "sosyalizm"in
devlet sahipliği anlamına gelmediğini göstermek için kullandık. Açıktır ki
diğer sözlükler --özellikle sosyalizm için-- farklı tanımlar içerecektir.
Sözlük tanımları üzerine tartışmak isteyenler, bu sonu gelmeyecek ve politik
olarak faydasız bir hobi olan tartışmayı sürdürmekte özgürdürler, ama biz
istemiyoruz).
Ama, ABD'de
Liberal Parti'nin ortaya çıkması ile beraber, pekçok insan "liberter
sosyalizmin" çelişkili bir duruma düştüğüne inanmaktadır. Aslında
pekçok "Liberter", anarşistlerin "sosyalist"
fikirleri daha fazla "kabul edilebilir" kılmak için,
(Liberterlerin anladığı şekildeki) "liberal-karşıtı" olan
sosyalizm ile Liberal ideolojiyi ilişkilendirmeye çalıştıklarını
söylemektedirler --diğer bir ifade ile anarşistler "liberter"
markasını esas sahiplerinden çalmaya çalışmaktadırlar.
Gerçekten bu
kadar uzak başka bir saptama daha yapılamaz. Anarşistler, "liberter"
kavramını 1850'lerden beri kullanmaktadırlar. Devrimci anarşist Joseph Dejacque
Le Libertaire, Journal du Mouvement Social [dergisini] 1858 ile 1861
arasında New York'da çıkarmıştı (Max Nettlau, Anarşizmin Kısa Tarihi, s.
75). Anarşist tarihçi Max Nettlau'ya göre, "liberter komünizm"
teriminin kullanımı Fransız anarşist kongresinin bunu benimsediği Kasım 1880'e
kadar gider (a.y., s. 145). "Liberter" teriminin
kullanımı, anarşizm-karşıtı yasaları delmek ve halkın aklındaki "anarşi"
kelimesinin olumsuz ilintilerinden sakınmak üzere Fransa'da kullanılmaya
başlandığı 1890'lardan sonra daha da popüler hale geldi (örneğin, Sebastian
Faure ve Louise Michel Le Libertaire (The Libertarian) adlı
dergilerini 1895'de Fransa'da yayınladılar). O zamandan beri (özellikle Amerika
dışında) her zaman anarşist fikirlerle ve hareketlerle ilgili olarak
kullanılmıştır. Daha yakın tarihli bir örnek vermek gerekirse, Amerika'da
anarko-sendikalist ilkeler etrafında 1954 yılında örgütlenen "The
Libertarian League" 1965'e kadar faal haldeydi.
ABD-temelli Liberal Parti ise 1970'lerin başından itibaren, [yani]
anarşistlerin politik fikirlerini ifade etmek için bu terimi ilk defa
kullanmalarından 100 yıldan fazla bir zaman sonra (ve "liberter
komünist" ifadesinin ilk defa benimsenmesinden 90 yıl sonra) ortaya
çıkmıştır. Asıl olarak bu terimi çalan onlardır. (Liberal Parti tarafından
arzulanan).
sadece liberter-sosyalist sahiplik sistemi
bireysel özgürlüğü azamileştirebilir. Söylemeye her ne kadar gerek olmasa da,
--genellikle "sosyalizm" olarak adlandırılan-- devlet
sahipliliği anarşistler için asla ve asla sosyalizm demek değildir.
A.1.4. Anarşistler Sosyalist
midir ?
Evet. Anarşizmin
tüm kolları kapitalizme karşı çıkar. Bunun sebebi kapitalizmin baskı ve
sömürüye dayanıyor olmasıdır. Anarşistler, "insanların ürünlerinden
yüzde alacak bir yönlendirici-efendi olmadan birlikte çalışamayacakları"
fikrini reddederler; ve anarşist bir toplumda, "gerçek işçilerin kendi
düzenlemelerini kendilerinin yapacaklarını, şeylerin ne zaman, nerede ve nasıl
yapılacağına [kendilerinin] karar vereceklerini" düşünürler. İşçiler
bunu yaparak kendilerini "kapitalizmin dehşetli köleliğinden"
kurtaracaklardır (Voltairine de Cleyre, "Anarşizm", s. 30-34; Man!
içinde, editör M. Graham, s. 34).
(Burada
anarşistlerin, feodalizm, Sovyet-tipi "sosyalizm" vb. gibi
baskı ve sömürüye dayanan tüm ekonomik biçimlere karşı çıktığını
vurgulamalıyız. Kapitalizm üstüne yoğunlaşıyoruz, çünkü şu anda dünyaya hakim
olan odur.)
Bakunin ve
Proudhon gibi toplumsal anarşistlerle birlikte Ben Tucker gibi bireyciler de
kendilerini "sosyalist" olarak tanımlarlar. Bu böyle
olmuştur, çünkü Kropotkin'in klasik bir makalesi olan "Modern Bilim ve
Anarşizm"de ifade ettiği üzere; "Sosyalizm geniş, kapsayıcı ve
gerçek anlamında --[yani] Emeğin Sermaye tarafından sömürüsüünü yıkma
çabası olarak-- anlaşılırsa, Anarşistler dönemin Sosyalistleri ile beraber el
ele yürümekteydiler" (Evrim ve Çevre, s. 81). Ya da Ben
Tucker'ın sözleriyle; "Sosyalizmin temel iddiası emeğin kendi sahipliğini
elde etmesidir", ki bu "Sosyalist düşüncenin her iki okulunun,
... Devlet Sosyalizmi ve Anarşizmin" görüş ortaklığına sahip olduğu
bir iddiadır (Anarşist Okumalar, s. 144). Bu nedenle, sosyalist kelimesi
özgün halinde "bireyin ürettiği üzerinde sahiplik hakkının olmasına
inanan herkes"i içerecek şekilde tanımlanmıştır (Lance Klafta, "Ayn
Rand ve Liberalizm Sapması", Anarchy: A Journal of Desire
Armed, sayı 34). Bunu gerçekleştirmek için sosyalistler, üreticilerin
üretim araçlarını ve sürecini kontrol ettikleri bir toplumsal yapıyı
arzularlar. Sömürüye (veya tefeciliğe) bu karşı çıkış, tüm gerçek anarşistler
tarafından paylaşılır ve onları sosyalist bayrağının altında konumlandırır.
Birçok sosyalist
için "emeğin meyvelerinin çalınmamasının tek garantisi, emek araçlarına
sahip olmaktır" (Peter Kropotkin, Ekmeğin Fethi, s. 145). Bu
nedenle örneğin Proudhon, "birlikte çalışan her bireyin ... şirketin
mal varlığı üzerinde bölünmemiş hisseye sahip olacağı" işçi
kooperatiflerini desteklemiştir; çünkü "zarar ve kazanca katılım
sayesinde ... kolektif kuvvet (yani artık) az sayıdaki yöneticinin kâr kaynağı
olmaktan çıkar: tüm işçilerin mülkiyetine geçer" (Genel Devrim
Düşüncesi, s. 222 ve s. 223). Yani emeğin sermaye tarafından sömürülmesini
sona erdirmeyi arzulamanın yanısıra, gerçek sosyalistler aynı zamanda
üreticilerin üretim araçlarına sahip olduğu ve kontrol ettiği bir toplumu
arzularlar. Üreticilerin bunu gerçekleştireceği araçlar [konusu] anarşist ve
diğer sosyalist çevrelerde tartışmalı olan bir noktadır, ama bu arzu hepsinde
ortaktır. Anarşistler, --işçi birlikleri veya komün tarafından sahiplik [yolu
ile]-- işçilerin doğrudan kontrolünü savunurlar
Bunun da ötesinde
anarşistler, kapitalizmi sömürücü olduğu kadar otoriter olması nedeniyle
de reddederler. Kapitalizmde işçiler üretim süreci sırasında ne kendilerini
yönetirler, ne de emeklerinin ürünü üzerinde herhangi bir kontrole sahiptirler.
Bu durum ne herkes için eşit özgürlükle, ne de sömürücü-olmamak ile bağdaşır;
bu nedenle de anarşistler tarafından bu duruma karşı çıkılır. Bu bakış açısı en
iyi şekilde (hem Tucker hem de Bakunin'e esin kaynağı olan) Proudhon'un
çalışmasında görülebilir; [Proudhon] anarşizmin, "kapitalist ve mal
sahipliliği[ne dayanan] sömürüyü her yerde sonlandıracağını (ve) ücret
sistemini yıkacağını" öngörür; "çünkü işçi, ya mal
sahibi/kapitalist/teşebbüsçü'nün bir memuru olacaktır ya da [üretime doğrudan]
katılacaktır. ... İlk durumda işçi tabi kılınmıştır, sömürülmektedir: süregiden
durum bir boyun eğme durumudur ... İkinci durumda ise, bir insan ve vatandaş
olarak itibarını geri alır ... daha önce kölesinden başka bir şey olmadığı
üretim örgütünün bir parçasını teşkil eder; ... başka hiçbir seçeneğimiz
olmaması nedeniyle tereddüt etmemize gerek yoktur ... işçiler arasında bir
BİRLİK oluşturmak gereklidir ... çünkü bu olmadan, onlar tabi olanlar ve hakim
olanlar olmaya devam edeceklerdir; ve [bunu da]... özgür ve demokratik bir
toplumun karşıtı olan efendi ve ücretli-işçi kastları[nın ortaya çıkması] takip
edecektir" (Op.Cit., s. 233 ve s. 215-216).
Bu nedenle tüm
anarşistler kapitalizm-karşıtı'dırlar ("Eğer emek ürettiği refaha sahip
olsaydı, kapitalizm diye bir şey de olmazdı" (Alexander Berkman, Komünist
Anarşizm Nedir ?, s. 37)). Örneğin --(daha sonra tartışacağımız)
liberalizm'deen en çok etkilenen anarşist düşünürlerden [birisi olan]-- Ben Tucker,
kendi fikirlerini "Anarşistik-Sosyalizm" olarak adlandırarak,
kapitalizmi "tefecilere, faiz, rant ve kâr alanlara"dayanan
bir sistem olarak suçlar. Tucker, kapitalist olmayan anarşist serbest-piyasa
toplumunda, kapitalistlere gereksinim olmayacağını savundu; çünkü [o zaman]
"emek... doğal ücretini garanti altına alacaktır, [yani] tüm ürettiğini"
(Bireyci Anarşist, s. 82 ve s. 85). Böyle bir ekonomi, karşılıklı
bankacılığa; kooperatifler, zanaatçılar ve köylüler arasında ürünlerin
serbestçe değiştirildiği bir sisteme dayanacaktır. Ben Tucker ve diğer Bireyci
anarşistlere göre; kapitalistlerin emekçi insanlara göre avantajlı konumda
olmasını, ve böylece de bu sonrakilerin [emekçi insanların] kâr, faiz ve rant
yolu ile sömürülmesini sağlayan birçok yasa ve tekellerle damgalanmış olan
kapitalizm, gerçek serbest piyasa değildir Baş egoist olan Max Stirner bile
kapitalist toplumu ve onun kutsalmış veya dinselmişçesine ele alınan --özel
mülkiyet, rekabet, işbölümü v.b.-- "hortlaklarını"
aşağılamaktan geri durmaz.
Sonuç olarak,
anarşistler kendilerini sosyalist olarak tanımlarlar, ama belli bir formunda --liberter
sosyalist. Bireysel anarşist olan Joseph A. Labadie'nin (hem Tucker hem
de Bakunin'i çağrıştıran bir şekilde) ortaya koyduğu üzere:
"Anarşizmin sosyalizm olmadığı söylenir.
Bu bir hatadır. Anarşizm gönüllü Sosyalizm'dir. İki çeşit sosyalizm mevcuttur,
şeytani ve anarşist; otoriter ve liberter; devletli ve özgür. Aslında, şu ya da
bu şekilde, toplumsal iyileşmeyi amaçlayan herhangi bir öneri; dışsal
iradelerin güçlerinin ve bireyler üzerindeki zor kullanımlarının artması ya da
azalması olarak ifade edilebilir. Eğer artıyorlarsa şeytanidirler, eğer
azalıyorlarsa anarşisttirler." (Anarşizm: Nedir ve Ne Değildir).
Labadie
pekçok durumda "bütün anarşistlerin sosyalist olduğunu, ama bütün
sosyalistlerin anarşist olmadığını" ifade etmiştir. Bu nedenle, Daniel
Guérin'in "Anarşizm aslında sosyalizmin eş anlamlısıdır. Anarşist,
amacı asıl olarak insanın insan tarafından sömürüsünü yıkmak olan bir
sosyalisttir" [şeklindeki] yorumu, --ister toplumsal isterse bireyci
kanat olsun-- anarşist hareketin tarihi boyunca yankılanmıştır (Anarşizm,
s. 12). Aslında, Haymarket şehidi Adolph Fischer, hareketin "iki gruba
--komünist anarşistler ve Proudhon [taraftarı] veya orta-sınıf anarşistler--
bölündüğünü" onaylarken, aynı gerçeği ifade etmek için neredeyse
Labadie'nin sözlerinin aynısını kullanmıştır --"her anarşist
sosyalisttir, ama her sosyalistin anarşist olması gerekmez" (Haymarket
Şehitlerinin Otobiyografileri, s. 81).
Toplumsal ve
bireysel anarşistler pekçok konu üzerinde --örneğin serbest piyasanın özgürlüğü
azamileştirmenin en iyi yolu olup olmadığı-- uyuşmazlıklara sahip olsalar da;
sömürücü ve baskıcı olan kapitalizme karşı çıkılması, ve anarşist toplumun
tanımsal olarak ücrete değil, bağlantılı emeğe [ing. associated labour]
dayanması gerektiği konusunda hem fikirdirler. Sadece bağlantılı emek çalışma
saatleri boyunca "birey üzerindeki dışsal irade ve kuvvetlerin gücünü
azaltabilir"; ve işi yapanların bu şekilde işi kendilerinin
idare etmesi, gerçek sosyalizmin özündeki idealdir. Bu bakış açısı, Josep
Labadie işçi sendikalarının "birlik sayesinde özgürlüğün kazanılmasının
bir örneği" olduğunu, ve "sendikası olmadan işçinin [sendikası
varkenkine göre] işvereninin daha fazla kölesi" olduğunu söylerken
görülebilir (Emek Meselesinin Farklı Aşamaları).
Ama kelimelerin
anlamları zamanla değişir. Bugün sosyalizm kavramı, tüm anarşistlerin
özgürlüğün ve asıl sosyalist ideallerin reddi anlamına gelmesi nedeniyle karşı
çıktıkları devlet sosyalizmi ile eş anlamlı hale gelmiştir. Tüm
anarşistler Noam Chomsky'nin bu konu üzerine [olan] açıklamasını
onaylayacaklardır:
"Eğer sol 'Bolşevizm'i de içerecek şekilde
anlaşılıyorsa, ben kendimi tamamı ile sol'dan ayrı tutarım. Lenin sosyalizmin
en büyük düşmanlarından birisiydi" (Red and Black Revolution,
sayı 2).
Anarşizm
aslında Marksizm, sosyal demokrasi ve Leninizm'in fikirlerine sürekli karşı durarak
gelişmiştir. Lenin'in iktidara gelmesinden çok daha önce Bakunin, Marks'ın
devlet-sosyalist fikirlerinin gerçekleşmesi halinde oluşacak "despot
hükümetlerin en kötüsünün" kurulması, yani "Kızıl Bürokrasi"
tehlikesine karşı Marks'ın takipçilerini uyarmıştı. Aslında, Stirner'in,
Proudhon'un ve özellikle de Bakunin'in çalışmaları devlet Sosyalizmi dehşetini
büyük bir doğrulukla önceden tahmin etmişlerdir. Bunun yanısıra anarşistler
Rusya'daki Bolşevik rejime karşı yüksek sesli ilk eleştirileri ve muhalefeti
gerçekleştirenler arasındaydılar.
Diğer yandan,
sosyalistler olarak anarşistler, bazı Marksistlerle bazı ortak
fikirleri paylaşırlar (Leninistlerle olmasa da). Bakunin ve Tucker'ın her ikisi
de Marks'ın kapitalizm analizini olduğu gibi, emek-değer teorisini de kabul
etmişlerdir Aslında Marks, Max Stirner'in --Marks'ın deyişi ile-- "bayağı"
komünizmi olduğu kadar devlet sosyalizmini de zekice eleştirmesini içeren Biricik
ve Kendisi kitabından oldukça etkilenmiştir. Yine aynı zamanda, Marksist
hareketin içinde toplumsal anarşistlere yakın duran unsurlar da vardır
(özellikle toplumsal anarşizm'in anarko-sendikalist görüşlerine yakın olan
--örneğin, Lenin'e oldukça mesafeli duran AAnton Pannekoek, Rosa Luxembourg,
Paul Mattick gibi isimler). Karl Korsh ve diğer bazıları da İspanya'daki
anarşist devrimden sempati ile söz ederler. Marks'tan Lenin'e devamlılık
gösteren birçok unsurlar olduğu gibi; Lenin ve Bolşevizm'i acımasızca eleştiren
ve anarşistlerin eşitlerin özgür birlikteliği hedefine oldukça yakın olan
liberter Marksistler de Marks ile devamlılık içindedirler.
Sonuç olarak,
anarşizm temel olarak, genelde yaygın olarak "sosyalizm" diye
tanımlananın --devlet sahipliği ve kontrolünün--tam karşısında konumlanan bir
sosyalizm biçimidir. Pekçok insanın "sosyalizm" kelimesi ile
yan yana koyduğu "merkezi planlama" yerine; anarşistler,
bireyler, işyerleri ve toplululuklar arasında [kurulacak] serbest bir birliği
ve işbirliğini savunurlar; ve böylece de "her erkeğin (ve kadının) bir
ücret-alıcısı, ve Devletin ise tek ücret ödeyici olacağı" bir devlet
kapitalizmi biçimi olan "devlet" sosyalizmine karşı çıkarlar
(Benjamin Tucker, Bireyci Anarşist, s. 81). Bu nedenle anarşistler,
"[aynen] Kapitalistler gibi ... büyük Sosyalist Parti'nin
Sosyal-Demokrat grubunun Sosyalizme indirgemeye [mal etmeye] çalıştığı Devlet
fikrin"den başka bir şey olmayan (pekçok insanın "sosyalizm"
olarak düşündüğü) Marksizmi reddederler (Peter Kropotkin, Büyük Fransız
Devrimi, s. 31)..
İşte devlet
sosyalistleri ile olan bu farklılıklar yüzünden ve de karmaşıklığı azaltmak
için, anarşistlerin çoğu kendilerini sadece "anarşistler"
olarak adlandırırlar --çünkü anarşistlerin sosyalist olduğu zaten kabul
edilmiştir. Ama ABD'nde "liberter" sağın ortaya çıkması ile
birlikte, bazı kapitalist-eğilimliler kendilerini "anarşistler"
olarak adlandırmaktalar; ve işte bu nedenle burada bu nokta üzerinde [bu kadar]
emek sarfettik. Tarihsel ve mantıksal olarak, anarşizm --bütün anarşistlerin
üstünde görüş birliğine sahip olduğu bir nokta olduğunu vurguladığımız--
kapitalizm-karşıtlığını ifade eder, yani sosyalizmi.
A.1.5. Anarşizm Nereden Ortaya
Çıktı?
Anarşizm nereden
ortaya çıktı? Burada, Rus Devriminde Makhnocu hareketin katılımcıları tarafından
üretilen Liberter Komünistlerin Örgütsel Platformu adlı bildiriden
alıntı yapmaktan daha iyisini yapamayız:
"işçilerin kölelikten kurtulması
[amacıyla] yaratılan sınıf savaşımı ve baskı altındayken onların özgürlüğe olan
tutkuları, anarşizm fikrini doğurmuştur; [bu fikir], sınıfların ve Devlet'in
varlığı ilkelerine dayanan toplumsal sistemin tümden yok edilmesi, ve yerine
kendinden yönetim ilkesi ile oluşturulan emekçilerin özgür devletsiz toplumunun
inşa edilmesi fikridir.
Yani anarşizm, bir entellektüelin ya da
filozofun soyut yansımalarından ortaya çıkmamıştır: [aksine] emekçi kitlelerin
mücadelesinin ve yaşamının, en kahraman döneminde özellikle canlanan özgürlük
ve eşitlik tutkularından; emekçilerin gereksinim ve zorunluluklarından;
doğrudan doğruya emekçilerin kapitalizme karşı [verdikleri] mücadeleden ortaya
çıkmıştır.
Bakunin, Kropotkin ve diğer önde gelen
anarşist düşünürler anarşizm fikrini keşfetmediler; aksine, onu kitlelerde
teşhis ederek [görerek], sadece basit anlamında onu kavramsallaştırmak ve
yaymak maksadıyla akıl ve bilgilerinin gücünü kullandılar" (s. 15-16).
Anarşist
hareketin genelinde olduğu üzere, Makhnocular 1917-1921 arasında hem Kızıl
(Komünist) hem de Beyaz (Çarlık/Kapitalizm) otoritesinin kuvvetlerine karşı
çıkan emekçi sınıfından kişilerin [meydana getirdiği] kitlesel bir hareketti.
Peter Marshall'ın dikkat çektiği üzere, "anarşizm ... temel desteğini
geleneksel olarak işçiler ve köylüler arasında bulmuştur" (İmkansızı
İstemek, s. 652).
Anarşizm baskı altında
olanların özgürlük için [verdikleri] mücadele sayesinde ve [onların bu]
mücadelesi içinde ortaya çıktı. Örneğin Kropotkin için, "Anarşizm
günlük mücadelerden kaynaklanmıştır" ve "Anarşist hareket, bir
takım büyük pratik derslerden etkilendiği her durumda yenilenmiştir: Kaynağını
bizzat yaşamın kendisinin öğretilerinden alır" (Evrim ve Çevre, s. 58 ve s. 57).
Proudhon için, onun karşılıkçı fikirlerinin "ispatı, ... kredinin ve
emeğin örgütlenmesinin bir ve aynı şey olduğunu gösteren, ... Paris ve Lyon'da
kendiliğinden oluşturulan ... işçi birliklerinin mevcut pratiğinde, devrimci
pratiğinde" yatmaktadır (Ne Tanrılar, Ne Efendiler, cilt 1, s.
59-60). Aslında bir tarihçinin belirttiği üzere, "Proudhon'un birliksel
ideali ile Lyon Karşılıkçıları'nın programı arasında yakın benzerlikler var"dır
ve "(fikirler arasında) dikkate değer bir yakınlaşma [vardır]; ve Lyon
ipek işçilerinin örneği sayesinde Proudhon'un olumlu programını daha tutarlı
[bir tarzda] şekillendirebilmiş olması kuvvetle olasıdır. Onun taraftarı olduğu
sosyalist ideal, belli bir ölçüde bu işçiler tarafından halihazırda zaten
gerçekleştirilmişti" (K. Steven Vincent, Pierre-Joseph Proudhon ve
Fransız Cumhuriyetçi Sosyalizminin Yükselişi, s. 164).
[Anarşizm],
özgürlük için verilen kavgadan; yaşamak, sevmek ve eğlenmek için zamanımız
olacağı tamamen insani bir yaşama olan tutkumuzdan ortaya çıkmıştır. O, fildişi
kulelerinde oturarak topluma yukarıdan bakan, hayattan kendini soyutlamış ve
kendi doğru ve yanlış kavramlarından hareketle yargılara varan bir avuç insan
tarafından yaratılmamıştır. [Anarşizm], işçi sınıfının mücadelesinin; otorite,
tahakküm ve sömürüye karşı direnişin bir ürünüdür. Albert Meltzer'in ifade
ettiği üzere; "Anarşizmin hiçbir zaman kuramcıları olmamıştır; bir
yazar ortaya çıkar ve işçilerle köylüler tarafından zaten pratiğe dökülmüş
olanları yazıya döker; O, burjuva tarihçileri tarafından liderler olarak, ve
ardından gelen [takipçisi olan] burjuva tarihçileri tarafından bir lider
olarak, ve ardından gelen (burjuva tarihçisini referans alan) burjuva yazarı
tarafından da işçi sınıfının burjuva liderlerine dayandığını ispatlayan yeni
bir vaka olarak sıfatlandırılır" (Anarşizm: Lehine ve Aksine
Argümanlar, s. 10-12). Kropotkin'in gözüyle, tüm anarşist yazarların
yaptığı şey; işçi sınıfının deneyimlerinden olduğu kadar, genel olarak
toplumdaki evrimci eğilimlerin analiz edilmesinden çıkarılan "(anarşizmin)
ilkelerinin genel bir ifadesini, ve onun öğretilerinin kuramsal ve bilimsel
temelini geliştirmek"tir (Op.Cit., s. 57).
Ama, toplumda
varolan anarşist eğilimler ve örgütlenmeler, Proudhon'un 1840'da kalemini
kağıda değdirmesinden ve kendisini anarşist olarak ifade etmesinden çok daha
önce var olmuşlardır. Belirli bir politik kuram olarak anarşizm, kapitalizmin
yükselişi ile doğmuşken, (anarşizm) "onsekizinci yüzyılın sonunda
ortaya çıkmış ... (ve) Sermaye ve Devletin her ikisinin de alaşağı edilmesi
gibi iki yönlü bir mücadeleyi üstlenmiştir" (Peter Marshall, Op.Cit.,
s. 4). Anarşist yazarlar liberter eğilimlerin tarihçesini çalışmışlardır.
Örneğin, Kropotkin şunu öne sürüyordu; "Her zaman Anarşistler ve
Sosyalistler var olmuşlardır" (Op.Cit., s. 16). Karşılıklı
Yardımlaşma ve (diğer yerlerde), Kropotkin daha önceki toplumların liberter
yönlerini incelemiş ve anarşist örgütlenmeyi ve anarşizmin yönlerini (belli
ölçülerde) başarılı bir şekilde uygulayanlara dikkat çekmiştir. Bu özellikle,
örneğin kendilerini oldukça anarşist bir tarzda örgütleyen, birçok Kuzey
Amerika Yerli kabilesi için geçerlidir.
Kropotkin,
"resmi" anarşist hareketin yaratılmasını öncelleyen anarşist
fikirlerin bu güncel örneklerindeki eğilimi fark etmiş, ve şunu öne sürmüştür;
"En eski, taş-devri antikalığından
[medeniyetinden] beri, erkekler (ve kadınlar) aralarından bazılarının kişisel otorite
kazanmasına müsade etmekteki şeytanlıkların farkına varmışlardır. ... Bunun
sonucunda ilkel klanda, köy toplumunda, ortaçağ loncasında, ... ve en
nihayetinde özgür ortaçağ kentinde; bu kurumlar hem kendilerini kuşatan
yabancıların, hem de kendi kişisel otoritelerini kurmaya hevesli kendi klan
üyelerinin [kendi] hayatlarına ve talihlerine karşı saldırmasına karşı
koymalarını sağlayacak kurumları geliştirmişlerdir" (Kropotkin'in
Devrimci Broşürleri, s. 158-9).
Kropotkin
(modern anarşizmin kaynaklandığı) işçi sınıfından insanların mücadelesini, halk
örgütlenmesinin bu eski biçimleri ile eş değerde görür. Şunu öne sürer: klanda,
köy topluluğunda vb.'nde olduğu üzere; 1793'deki "Fransız Devrimi
sırasında Paris'in 'Kısımları'nın ve bütün büyük şehirlerin ve birçok küçük
'Komünün' dikkati çekecek bir şekilde [sürdürdükleri] bağımsız, serbestçe
federe hale gelmiş faaliyetlerde" olduğu üzere; "emek
kombinasyonları, ... az sayıdaki [bir takım insanın] --bu olayda
kapitalistlerin-- büyüyen gücüne karşı yürütülen aynı halk direnişin bir
sonucudur" (Op.Cit., s. 159).
Böylece, anarşizm
işçi sınıfının mücadelesinin ve modern devlet ile kapitalizme karşı
öz-etkinliklerinin ifadesi olan politik bir kuramken, anarşizm fikirleri
kendilerini insanın var olması boyunca daima eylemde ifade etmiştirler. Örneğin
Kuzey Amerika'daki ve başka yerlerdeki yerli insanların çoğu, belirli bir
politik kuram olarak var olmasından binlerce yıl önce anarşizmi pratikte
uygulamışlardır. Benzer şekilde, anarşist eğilimler ve örgütlenmeler bütün
büyük devrimlerde varolmuştur --sadece birkaç örneğin adını anarsak, Amerikan
Devrimi sırasındaki New England Kent Toplantısı, Fransız Devrimi sırasındaki
Parisli "Kısımlar", Rus Devrimi sırasındaki işçi konseyleri ve
fabrika komiteleri (Ayrıntılar için Murray Bookchin'in Üçüncü Devrim'ine
bakınız). Bahsettiğimiz üzere, anarşizm otoriteye karşı direnişin bir ürünüyse
beklenenin de bu olması gerekirdi; çünkü otoritelerin olduğu herhangi bir
toplum, onlara karşı direnişi hareketlendirecek ve anarşist eğilimleri ortaya
çıkaracaktır (ve tabii ki otoritelerin olmadığı herhangi bir toplum anarşistik
olacaktır).
Diğer bir deyişle
anarşizm, baskı ve sömürüye karşı mücadelenin bir ifadesidir; çalışan
insanların mevcut sistemdeki yanlışlıkların ne olduğu hakkındaki deneyimlerinin
ve incelemelerin bir genellemesidir, ve daha iyi bir gelecek için [sahip
olduğumuz] umut ve düşlerimizin bir ifadesidir. Anarşizm olarak adlandırılmadan
önce de bu mücadele vardı, ama tarihsel anarşist hareket (yani fikirlerini
anarşizm olarak adlandıran ve anarşist bir toplumu amaçlayan insan grupları)
asıl olarak işçi sınıfının kapitalizme ve devlete karşı, tahakküm ve sömürüye
karşı; ve özgür ve eşit bireylerin [oluşturduğu] özgür bir toplum[a ulaşmak]
için verdiği mücadelenin bir ürünüdür.